Bak İşte Yaklaşıyor Fırtına

Geçen sezon sonu herkes yavuklusunu askere gönderen köylü kızı gibi üzgündü. Çünkü sahada öyle bir Trabzonspor vardı ki rakibiyle değil adeta kendiyle oynuyor, resital sunuyordu. Bordo mavili taraftarlar bugün Akyazı’yı, özlem gidermek için doldurmuştu. Sevdasını ve Avrupa Ligi’ni ne kadar özledikleri aslında biletlerin satışa çıktıktan saatler sonra tükenmesinden belliydi. Özlem dolu tribünler güzel oyunun ve galibiyetin mimarıydı şüphesiz.
Saha içine dönecek olursak, geçen maç ile bu maç arasında değişmeyen tek şey vardı. O da Ünal Karaman’ın ilk maçın, ikinci yarı kadrosuydu. Hoca hiç riske girmeden aynı kadroyu koruyarak çıktı sahaya. Aklımdaki soru şu; ilk maça göre Prag mı kötüydü, yoksa Trabzonspor mu çok iyiydi? Bence cevap: her ikisi de. Ünal Karaman’ın öğrencileri maça hem fizik hem de taktiksel açıdan çok iyi hazırlanmıştı. Önceki maçın ilk yarısı ile bu maçın ilk yarısını karşılaştıracak olursak, aradaki fark gece ile gündüz kadardı. Sahada, ne yaptığını bilen, savunmadan ayağa oynayarak çıkan, istediği gibi oyunu kuran, maçın temposunu keyfine göre ayarlayabilen bir Trabzonspor vardı. Oyunun her iki yönünü de çok iyi oynadı takım. Gerek soldan Nwakaeme-Novak ikilisi gerek sağdan Pereira-Ekuban ikilisi ile gerekse de orta sahada Sosa-Parmak-Abdüş üçgeniyle çok rahat hücum etti takım. Bu hücumlar Sparta Prag’ın kimyasını bozmuş olacak ki hiçbir şekilde reaksiyon gösteremediler. Fakat bir şerh düşmek gerekirse, Abdülkadir Parmak ne kadar iyi niyetli, ne kadar formda olursa olsun oynadığı bölge başka tarz bir adam istiyor sanki..
Dün akşam Abdülkadir Ömür’ün beklenenin aksine forvet arkasında başladığı denklemde orta sahadaki pas bağlantılarını Sosa ile nasıl yönlendirdiğine, takımı nasıl pozisyona soktuğuna bizzat şahit olduk. Hani bazı taraftar kesimi tarafından şu “10 numarada olmaz denen” Abdülkadir. Her futbolcu gibi kimi zaman hata da yapsa pas trafiğini, oyunu çok iyi yönlendirdi. Bugün aslında tek problemi karar verme konusunda yaşadı. İlerleyen vakitler de bunun da üstesinden gelecektir.
Sørloth’a ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Daha geleli bir 2 hafta bile olmayan Norveçli santrfor yetenekten kaliteden ziyade, taktiğe, takım oyununa bu denli çabuk uyum sağlamasını beklemiyordum açıkçası. Bu, onda nasıl bir iş ahlakı olduğunun göstergesidir kanımca. Attığı gol de bunun mükafatı niteliğindeydi.
Takım geçen haftaya göre daha hazır bir görüntü verdi. Özellikle ikinci yarıda maç 1-0 devam ederken önde olmanın, rakibin reaksiyon veremediği ortamda, çok daha iyi oynamanın verdiği rehavet ile yakaladığı çoğu pozisyonu cömertçe harcadı. Eğer yediği golden önce bulduğu pozisyonlardan birini bile gole çevirmiş olsalar, takımı özleyen dolu tribünlere, televizyon başındaki milyonlarca taraftara eziyet gibi bir son bölüm yaşatmazdı. Pereira’ya da kısaca değinmek istiyorum. Dün akşam şüphesiz kaptanlığına yakışır bir tavırda, karakterde mücadele sergiledi 35 yaşındaki Portekiz’li. Oyun anlamında da bir kez olsun rölantiye almadı kendini. 
Genel tabloya bakacak olursak, takımda eksikler yok mu? Tabii ki var. Ünal Karaman’ın  bunun üstesinden geleceğine hiç şüphem yok. Geçen sezon imkansızlıklar, engeller, basiret bağlanmalarına rağmen bir kez olsun isyan etmeyen, sabreden Karaboğa, mükafatını da en güzel şekilde alarak bu sezon çok daha geniş ve opsiyonu bol bir kadroyla lige merhaba diyecek. Süper Lig hazırlansın, “Storm is coming..”

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.